30 Aralık 2008 Salı

Avustralya

Avustralya sinemada
2. Dünya Savaşı öncesinde, kendisine kocasından bir sığır çiftliği miras kalan ve bunun için kuzey Avustralya'ya giden İngiliz aristokratı Lady Sarah Ashley çevresinde gelişiyor. İngiliz sığır baronları, arsasını almak isteyince; kaba sığır sürücüsü ile kerhen de olsa çalışmak zorunda kalır. Çünkü 2000 baş sığırı sadece birkaç ay önce Pearl Harbor baskınının yapıldığı topraklardan yüzlerce mil geçirmek için ona ihtiyacı vardır. Yolculuk sürecinde adama aşık olur. Ayrıca Avustralya'ya da hayran kalır ve kendisi için yeni bir hayatın başladığının farkına varır. Ayrıntılı bilgi sinema, vizyondakiler ve oyuncularda bulunabilir.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Ayça İstanbul’da tek başına yaşayan, çevresine ve dünya meselelerine duyarlı, tiyatrocu bir Türk kadınıdır. Yanlız yaşamaktadır, eylemlere katılmakta, siyasi içerikli tiyatro oyunlarında oynamakta, bir film çekimi sırasında tanıştığı, Kuzey Irak’lı Kürt bir oyuncuya duyduğu aşkı ete kemiğe büründürmek için ona ulaşmaya, aşkına kavuşmaya çalışmaktadır.

Ayça tutkulu bir kadındır, cevvaldir, sözünü söylemekten kaçınmayan, doğru bildiğinin peşinde giden ve hatta ABD’yi Irak’ta istemeyen bir insandır. Olay zaten tam da ABD’nin Irak’ı işgal etmek üzere olduğu, Türkiye’nin ABD’ye Türkiye topraklarını kullanması için izin vermesiyle ilgili hükümet teskeresinin geçirilmeye çalışıldığı 2003 senesi başında geçmektedir. Ayça buna izin vermeyecektir, oyunlar oynayacak, eylemlere katılacak, elinden geleni yapacaktır.

İşte böyle susmayan bir insan kardeşimiz olan Ayça, hiç de kolay bulmadığı bir aşkı kaybetmek istememektedir. O aşk ki ona hayatı boyunca hiç yaşamadığı duygular yaşatmış, 25 günlük kısacık bir film çekimi süresinde bile hayatının erkeğini bulduğuna ona inandırmıştır. Heyhat, dünya ve özellikle bu aşkın filizlendiği coğrafya çok çalkantılı günler geçirmektedir. Tutkuyla sevdiği o koca adam, savaşın kraterinde, ulaşılması çok zor yerlerdedir.

Talihin cilvesi olsa gerek, arzu nesnemiz, Kürt adam ise bir yandan Süleymaniye’de ABD’nin işgalini umutla beklemekte bir yandan da o koca adamlığıyla tezat oluşturan, komik video mektuplar göndermektedir Ayça’ya... Ayça seni seviyorum, binlerce defa öpüyorum, Ayça bak süpermen oldum sana uçuyorum, Ayça, Ayça, Ayça, bak haftaya geliyorum, olmadı gelecek hafta, Ayça hala gelemedim Ayça...

Aşk düştüğü yeri yakar. Ayça kızımızın artık dayanacak gücü kalmamıştır. Deli misin kızım sen itirazlarına ve her türlü imkansızlığa rağmen sevdiğinin izinden Süleymaniye gitmeye karar verir... Bu karar süreci ve akabindeki yolculuğu boyunca izleriz, tanıklık ederiz, belki hiç aklımıza düşmeyen ama hemen yanıbaşımızda olanlara...

Türkler görürüz, Kürtler, Ermeniler, alt komşularımız yalnız yaşayan iki tonton Ermeni Teyzedir, bütün dertleri apartman kapısının açık kalması ve vandal bir hırsızın onları kesmedir, tıpkı başka insanlar gibi... Göçmenler görürüz, Iraklı, İranlı, Afrikalı, kaçıp gelmişler uzak topraklardan, sevdikleri çocukları arkalarında, bohçalarında sadece umut kırıntıları, 8 kişi yatmaktadırlar izbe odalarda... Yaşadığı yere benzemiş, avurtları çökük, kara kuru, koca bıyıklı insanlar görürüz, sinema içerler, dumanı yutarcasına... Yoksulları görürüz, köylüleri, Doğu Anadolu’yu, Diyarbakırı, Van’ı, kocaman karlı dağları... Yıkılmış köyleri, terkedilmiş köylerdeki mezar ziyaretlerini, ezilmişliği, yıkılmışlığı, terk edilmişliği görürüz... Tüm bunların arasında köy düğünleri görürüz, rengarenk kadınları, çocukları. İran’ı görürüz, kadınsız sokakları, kadın olmanın imkansızılığını, yok kadınları, sınır boylarını, Humeyni posterlerini her duvarda, bir şeyler ima edercesine dik dik bakan... Kah bir otobüste uyuklarız, kah otel odalarında. Ayça bir zaman tünelinden geçercesine tanık eder bizi yolculuğuna...
Bu kadar uzak ama bir o kadar yakın insanların, sınıfların, sorunların (sahi oralar hep kriz mi yoksa, biz farkında olmasak da) umutsuz dünyasında Ayça ve onun aşkı vardır içimizi ısıtan, hayat var, evet gerçekten hayat var...

Sentetik aşk filmlerinden sıkıldıysanız işte size sahici bir aşk. Sinema Gitmek, Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinin film uyarlaması, bir aşk filmi olmanın ötesinde, zamanına tanıklık etmekle kalmayıp ona itiraz da eden belgesel manifesto. Son aylarda peş peşe kendilerinden söz ettiren, Gitmek, Sonbahar, Fırtına, Başka Semtin Çocukları gibi, Türk Sineması’nın “üçüncü” örneklerine selam ediyor, Oyuncu Ayça ve Koca süper Kürk adam Hama Ali’nin öyküsüne tanıklık etmeye çağırıyoruz.

3 Kasım 2008 Pazartesi

vizyondakiler Vicdan - 2008 -
Yönetmen : Erden Kıral
Senaryo : Raşit Çelikezer
Müzik : Zülfü Livaneli
Görüntü Yönetmeni : Zekeriya Kurtuluş
Oyuncu : Nurgül Yeşilçay (Aydanur), Murat Han (Mahmut), Tülin Özen (Songül), Nihan Koruyucu ()
Konu : Songül, Aydanur ve Mahmut çocuk yaşlardan beri birbirlerini tanıyorlardır. Mahmut, Songül'le evlenir ve onu alıp uzaklara gider. Mahmut'u tutkuyla seven Aydanur, ortada kalmıştır. Yıllar sonra, Aydanur Mahmut'la karşılaşır. İkilinin ertelenmiş duyguları yeniden su yüzüne çıkar. Songül kocasını yeniden kazanmak için kapısına dayandığında, Aydanur vicdanının yükünü taşıyamaz haldedir. Songül, kocasını geri alabilmek için aldatılan kadın tepkisiyle davranmaz. Sessiz bir strateji kurar; Aydanur'la birlikte yaşayacak ve kocasının ilgisini kendisine çekecektir. Ancak zamanla Songül, tüm masumiyetiyle Aydanur'a bağlanır ve yaşadıkları durumun sorumlusunun kocası olduğunu fark eder.

10 Ekim 2008 Cuma

17 Ekim Viyondakiler



2008-10-17 Vizyona Yeni Giren Filmler



Ölüm Yarışı - 2008 - Death Race
Yönetmen : Paul W.S. Anderson
Senaryo : Paul W.S. Anderson, J.F. Lawton
Müzik :
Görüntü Yönetmeni : Scott Kevan
Oyuncular : Jason Statham (Jensen Aimes), Joan Allen (), Ian McShane (Coach), Tyrese Gibson (Machine-Gun Joe)
Konu : Azılı suçlularla tıkabasa dolu bir hapishanenin yöneticileri, cezaevindeki mahkumları birbirleriyle dövüşmeye zorlayarak, bol miktarda para kazanabilecekleri, tüyler ürpertici bir çeşit gladyatör oyunu düzenlemeye karar verirler. Adrenalin yüklü, şiddet arzusuyla yanıp tutuşan mahkumlarsa bir arenaya çıkıp birbirleriyle ölesiye mücadele etmeye dünden hazırdırlar.

Üç şampiyonluk kazanmış otomobil yarışçısı oyuncu Jensen Ames (Jason Statham), vahşi koşulların hüküm sürdüğü bu dünyada hayatta kalmayı başarma konusunda bir uzman olup çıkmıştır. Eski bir dolandırıcı olan Ames, tam hayatını düzene koyduğunu düşündüğü bir anda işlemediği bir cinayet yüzünden hapse atılmıştır.

Öldürülmesi imkansız olarak kabul edilen mistik sürücü Frankenstein maskesini giymek zorunda bırakılan Ames’ın önüne, Cezaevi’nin despot yöneticisi (Joan Allen) tarafından iki seçenek konulur: Gladyatör oyununa katılırsa özgürlüğüne kavuşabilecek, katılmazsa hücreye kapatılıp orada çürümeye terk edilecektir.

Yüzü metalik bir maskeyle kapatılan Ames üç gün boyunca devam edecek son derece zorlu bir ölüm yarışında hayatta kalmaya çalışır. Bu sürede özgürlüğüne kavuşabilmek için dünyanın en acımasız mahkumlarına karşı ölümüne mücadele etmek zorundadır. Makineli tüfekler, alev makineleri ve el bombası mancınıklarıyla donatılmış bir otomobil kullanan bu çaresiz adam, dünyanın en vahşi sporunu kazanabilmek için önüne çıkan her engeli ve her kişiyi yok etmek zorundadır.



Max Payne - 2008 - Max Payne
Yönetmen : John Moore
Senaryo : Shawn Ryan
Müzik : Marco Beltrami
Görüntü Yönetmeni : Jonathan Sela
Oyuncular : Mark Wahlberg (Max Payne), Mila Kunis (Mona Sax), Beau Bridges (BB Hensley), Ludacris (Jim Bravura)
Konu : New York’ta DEA ajanı olan Max Payne hayatta her şeye sahiptir; çok iyi bir iş, mükemmel bir iş ve güzel bir kız çocuk. İçinde olduğu bu Amerikan rüyası kısa zamanda bir kâbusa dönüşür. Bir gün eve döndüğünde eşi ve bebeğini vahşice öldürülmüş halde bulur. Kendi başına bu cinayetin izlerinin peşine düşer ve fakat NYPD onu çeteler, acımasız işbirlikleri ve şehrin gördüğü en şiddetli fırtınanın arasına çeker. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, dürüst ve metanetli bir adam olan Max, ailesini duyduğu sonsuz sevgiyle de beraber bu cinayetleri ve şehirdeki pislikleri çözmek için biçilmiş kaftandır. Yeraltı hayatının karanlığıyla uğraşırken, başka dünyalardan düşmanlar da onu karanlığa itecektir. Özlemle beklediği intikamın vakti gelmiştir!


Acaip Bi Film - 2008 - Disaster Movie
Yönetmen : Jason Friedberg, Aaron Seltzer,
Senaryo : Jason Friedberg, Aaron Seltzer
Müzik : Christopher Lennertz
Görüntü Yönetmeni : Shawn Maurer
Oyuncular : Matt Lanter (Will), Vanessa Minnillo (Amy), Nicole Parker (), Carmen Electra ()
Konu : “Disaster Movie-Acaip Bi Film”de, bilinen her türlü doğal felaketin –göktaşları, kasırgalar, depremler- yaşandığı bir gecede hayatta kalmaya çabalayan 20’li yaşlardaki bir grup gencin başına gelenler anlatılır. Kentteki felaketler birbirini izlerken bu büyük yıkımı durdurabilmek için bir dizi gizemli olayı çözmek zorunda kalırlar.
“Indiana Jones”tan “Iron Man”e; Amy Winehouse’dan High School Musical’e kadar her filmin ve herkesin parodisini yapmayı amaçlayan Jason Friedberg ile Aaron Seltzer, bu filmde yaz sezonuna damgasını vuran gişe rekortmeni filmlerle, pop kültürü ikonlarıyla ve ünlü isimlerle dalgalarını geçiyorlar.



Sevgi Fırtınası - 2008 - Nights in Rodanthe
Yönetmen : George C. Wolfe
Senaryo : Ann Peacock
Müzik :
Görüntü Yönetmeni : Affonso Beato
Oyuncular : Richard Gere (Dr. Paul Flanner), Diane Lane (Adrienne Willis), Christopher Meloni (Jack Willis), Viola Davis (Jean)
Konu : Richard Gere ve Diane Lane, romantik dram “Sevgi Fırtınası/ Nights in Rodanthe”de beyazperdede tekrar bir araya geliyor. Nicholas Sparks’ın çok satan romanından uyarlanan film, hayatınızın aşkını bulmakta daima ikinci bir şans olduğunu keşfeden iki kişiyi konu alıyor.
Kocasının ihanetinin etkilerinden kurtulmaya ve onsuz bir hayat kurmaya çalışan bir kadın olan Adrienne (Diane Lane), eşinin eve dönmek istediğini öğrenir. Çelişkili hislerle paramparça olan kadın, eski bir dostunun Rodanthe’teki otelini hafta sonu için idare etmesi yönündeki ricasını bir kaçış fırsatı olarak görür. Orada, Kuzey Carolina’nın Outer Banks adı verilen bölgesindeki uzak bir noktada, Adrienne hayatını yeniden gözden geçirmek için gereken sükûneti bulacağını ummaktadır.
Tatil sezonu bitmiştir ve otel, beklenmedik bir şekilde gelen tek konuğu, şehirli bir doktor olan Paul (Richard Gere) dışında kapalıdır. Uzun zaman önce kariyeri için ailesini feda etmiş biri olan Paul, Rodanthe’e zor bir yükümlülüğü yerine getirmek ve kendi vicdan azabıyla yüzleşmek için gelmiştir.
Onlar, aynı çatıyı paylaşan iki yabancıdır. Ancak büyük bir fırtına yaklaşırken, huzur bulmak için birbirlerine yaklaşırlar ve etkileri ömürlerinin sonuna kadar devam edecek, hayatlarını değiştiren bir aşka yelken açarlar.



Kod Adı: JCVD - 2008 - JCVD
Yönetmen : Mabrouk El Mechri
Senaryo : Mabrouk El Mechri
Müzik : Gast Waltzing
Görüntü Yönetmeni :
Oyuncular : Jean-Claude Van Damme (J.C.V.D.), François Damiens (Bruges), Karim Belkhadra (Le vigile)
Konu : Jean-Claude Van Damme olmak zor olmalı! Tabi, uluslararası tanınan bir ünlü (muhtemelen dünyanın en ünlü Belçikalısı) ve artık, geçmişindeki sadece video için çekilen filmlerle şöhretine biraz da gölge düşmüş bir süperstar. Sürpriz dolu bir kariyer hamlesiyle Van Damme, JCVD’de, tüm zaaflarını gözler önüne serme cesaretini gösterip kendisini canlandırıyor. Şöhretin doğasının yarattığı bu aksiyon komedi göz kamaştırıyor.
Van Damme’ın mali endişelerinin yanısıra başı bir de, kızının velayet davasında, çekmiş olduğu filmlerde yarattığı saldırgan karakterlerin kendisini iyi bir baba figürü olmaktan uzak tuttuğunu iddia eden avukatlarla da belada. Biraz olsun rahatlamak isteyen Van Damme, yarattığı yenilmez efsanenin hala tamamen yokolmadığı aile yuvasına, Belçika’ya döner.
Para transferi yapmak için postaneye giden Van Damme, başrolünü oynadığı filmlerin senaryolarını aratmayan bir hikayenin içinde bulur kendini. Bir soygunun ortasına düşmekle kalmaz, üstüne üstlük bir de rehin alınır. Ancak polisin değerlendirmesi bambaşka olur. Polis, yaşadığı kaostan bunalan süperstarın artık kafayı yediğini ve postaneyi soymaya kalktığını zanneder. Bir anda suçlular ve rehine yer değiştirir. Diğer tarafta ise ünlü aktör, başına dayanmış silahın gölgesinde; göz yaşlarına boğulmuş, çelişkiler yaşayan, umutları olan sıradan bir insana dönüşmüştür. Ya yarattığı efsane? Yeniden ayağa kalkabilecek midir?



Sevimli Dinazor Tatilde - 2008 - Urmel voll in Fahrt
Yönetmen : Reinhard Klooss, Holger Tappe,
Senaryo : Reinhard Klooss
Müzik :
Görüntü Yönetmeni :
Oyuncular : Anke Engelke (Seslendirme), Oliver Kalkofe (Seslendirme ), Roland Hemmo (Seslendirme)
Konu :

Kaynak: SİNEMATÜRK

3 Ekim 2008 Cuma

Yeni Filmler



2008-10-10 Vizyona Yeni Giren Filmler



Vicdan - 2008 -
Yönetmen : Erden Kıral
Senaryo : Raşit Çelikezer
Müzik : Zülfü Livaneli
Görüntü Yönetmeni : Zekeriya Kurtuluş
Oyuncular : Nurgül Yeşilçay (Aydanur), Murat Han (Mahmut), Tülin Özen (Songül), Mustafa Üstündağ ()
Konu : Songül, Aydanur ve Mahmut çocuk yaşlardan beri birbirlerini tanıyorlardır. Mahmut, Songül'le evlenir ve onu alıp uzaklara gider. Mahmut'u tutkuyla seven Aydanur, ortada kalmıştır. Yıllar sonra, Aydanur Mahmut'la karşılaşır. İkilinin ertelenmiş duyguları yeniden su yüzüne çıkar. Songül kocasını yeniden kazanmak için kapısına dayandığında, Aydanur vicdanının yükünü taşıyamaz haldedir. Songül, kocasını geri alabilmek için aldatılan kadın tepkisiyle davranmaz. Sessiz bir strateji kurar; Aydanur'la birlikte yaşayacak ve kocasının ilgisini kendisine çekecektir. Ancak zamanla Songül, tüm masumiyetiyle Aydanur'a bağlanır ve yaşadıkları durumun sorumlusunun kocası olduğunu fark eder.



Tropik Fırtına: Al Bakalım - 2008 - Tropic Thunder
Yönetmen : Ben Stiller
Senaryo : Justin Theroux
Müzik : Theodore Shapiro
Görüntü Yönetmeni :
Oyuncular : Ben Stiller (Speedman), Trieu Tran (Tru), Robert Downey Jr. (Kirk Lazarus), Jack Black (Jeff Portnoy)
Konu : Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük savaş filminin başrollerinde oynamak için sözleşme yapan bir grup aktörün filmde oynadıklarını zannederken kendilerini gerçek savaş ortamında bulmalarını konu aksiyon komedi filmi “Tropik Fırtına – Tropic Thunder”ın başrollerinde Ben Stiller, Jack Black, Robert Downey jr’ın başını çektiği yıldızlar kadrosu yer alıyor.Tom Cruise, Matthew McConoughey,Tobey Maguire,Nick Nolte,Tyra Banks,Jennifer Love Hewitt, Alicia Silverstone,Jason Bateman ve Jon Voight ise “Tropik Fırtına”da yardımcı rollerde kamera önüne geçti.
Yapılacak savaş filminin çekim masraflarının füze gibi fırlaması, bunun üzerine bir de şımarık aktör kadrosunun egolarının kontrolden çıkması üzerine filmin çekiminin durdurulması gündeme gelir. Ancak bu duruma sinirlenen yönetmen, çekimleri durdurmayı kabul etmez. Bu da yetmezmiş gibi filmin “gerçekçilik boyutunu” artırmak için şımarık aktörlerini tuttuğu gibi Güneydoğu Asya’nın tropik ormanlarının derinliklerine götürür.Filmin aktörleri, orada film çektiklerini zannederken kana susamış çok tehlikeli uyuşturucu kaçakçılarının eline düşeceklerdir.



Dehşet Treni - 2008 - The Midnight Meat Train
Yönetmen : Ryuhei Kitamura
Senaryo : Clive Barker
Müzik : Robb Williamson
Görüntü Yönetmeni : Jonathan Sela
Oyuncular : Bradley Cooper (Leon Kauffman), Vinnie Jones (Mahogany), Brooke Shields (Susan Hoff), Leslie Bibb (Maya)
Konu :


Aşkın Peşinde - 2008 - Elegy
Yönetmen : Isabel Coixet
Senaryo : Philip Roth, Nicholas Meyer
Müzik :
Görüntü Yönetmeni : Jean-Claude Larrieu
Oyuncular : Patricia Clarkson (Carolyn), Penélope Cruz (Consuela Castillo), Deborah Harry (Amy O), Dennis Hopper (George O)
Konu : Hayatın anlamını özgürlükte arayan kültür eleştirmeni David Kepesh (Kingsley), cinsel arzularını cezbeden iyi huylu öğrencisi Consuela Castillo (Cruz) tarafından trajik bir çıkmaza sürüklenir.


Dinle Neyden - 2008 -
Yönetmen : Jacques Deschamps
Senaryo : İsmail Eren, Ayşe Şasa
Müzik : Özhan Eren
Görüntü Yönetmeni : Octavio Espirito Santo
Oyuncular : Ahu Türkpençe (Kalfa), Alican Yücesoy (Halil Tabip), Emin Olcay (Aşçı Dede), Lale Mansur (Beyhan Sultan)
Konu : “Dinle Neyden”, 1798 Osmanlı-Fransız savaşının yaklaştığı günlerde, İstanbul’da barış arayan bir avuç insanın çabalarıyla, iki genç Saray mensubu arasında yaşanan duygusal ilişkinin tanığı olan genç bir Mevlevi Dervişinin mistik dünyasını anlatıyor;

Mevlevihane defterlerini tutmakla görevli Derviş, aynı zamanda eski bir Osmanlı Paşası olan Nuri Dede efendinin hizmetindedir. Dede efendi ve onun eski dostu olan bazı Fransız diplomatlar yaklaşan harbi önlemeye çalışmaktadır. Gayriresmi olarak sürdürülen bu çalışma, Sultan III.Selim’in kızkardeşi Beyhan Sultan’a ait Sahilsaray’da gerçekleştirilmektedir.

Rahatsızlanan Dede efendiye, diplomatik müzakereler sırasında eşlik eden Saray Tabibi Halil ile Beyhan Sultan’ın yardımcısı Gülnihal Kalfa arasında bir yakınlık yaşanmaktadır.

Dede efendiyle birlikte Sahilsaray’a gelen genç Dervişin defteri, tamamına tanık olduğu bu hikaye ile Hz.Mevlana’nın öğretisinden yansıyan satırların bir araya geldiği sayfalarla doludur..


Kaynak: SİNEMATÜRK

Gölgeler

"Yağmurdan Önce"yle tanınan Milcho Manchevski'nin cinsellik, ölüm ve bu ikisinin arasındaki birkaç önemli şeyle ilgili bu filmi, tıpkı Hamlet gibi, hayaletlerin musallat olduğu sıradan bir dram... Makedonya'nın 2008 Oscar adayı “Gölgeler”, korkunç bir araba kazasından kurtulduktan sonra hayatı değişen genç ve yakışıklı Şanslı Lazar'ın hikâyesini anlatıyor. Lazar, tuhaf insanlarla tanışır: Yaşlı, bebekli bir adam, unutulmuş bir lehçe konuşan ihtiyar bir kadın, hazin bir sırrı olan genç ve güzel bir kadın... Peki ama bu insanlar neden onu seçmiştir? Bu soruya cevap verebilmek için Şanslı artık büyümeli ve olmayı istediği adam olmalıdır.